yaptığım düşüncesizliğin cezasını çektim sanırım. yeter bu kadar kapalı kalmak. hani iki eli kanda yazıyor değilim hoş.
kışı ufaktan kışkışlıyoruz, sabahki o simit ve taze biber kokusunu duydum ya, yaz gelecek ve bu yaz çok güzel geçecek. gözlerimizin içi gülecek.
hayatın içinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayatın içinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mart 2012 Cuma
31 Ocak 2012 Salı
kartepe out karistanbul in
şu an gözümün önünde döne döne uçuşan karlar, bir yazıp bir sildiğim uyarlama şarkı da dilimde,
gökten bir kar ya.ğı.yor döne döneee...
bundan sonra ilk aklıma gelen şarkı ise;
çek çek kürekleri mavi denizde, keyifli neşeli tasasız çıkar hayatın tadını.
sonra susam sokağı ve duygusala bağlanan bir ruh hali.
bu haftasonu için yine benim hadi dememle yapılan bir plan vardı ve tabi iptal. ben ne zaman hadi dedim de oldurabildik zaten. kar'a gidecektik kar yüzünden gidemedik. bu da büyük çelişki!
neyseki planın buluşma kısmı gerçekleşti, mekanı bizim ev oldu. senelerdir çekmecede duran bir monopolymiz varmış bizim, onunla tanıştık bu evde kalma bahanesiyle. insan hırslı olmalı şu oyunu oynarken, bizde gramı yok, iki bedava geçişe sattık bütün tapuları. bizim ev düzeni de pek alışık değil böyle yatmalı kalmalı, cümbür cemaat misafirlere, böyle zamanda gönül istiyor ki boş odalardan yataklar çıksın, oturma odamız hep tertemiz kalsın.
bir kar tanesi yağmadan geçen haftasonundan sonra iki sabahtır arabadaki halimiz de budur:
bi yokuştan kaymadan, eldivenlerin suyu çıkana kadar oynamadan sonra 10 gün de yağsa, bana ne...
24 Ocak 2012 Salı
fal'im
kafam klavyenin üstüne düşmek üzereyken dedim ki kaldır kendini de bi türk kahvesi içelim. hazır patron karısı da yok ofiste. hamile haliyle arkadaşa da içirdim, bi de ucuna fal ekledik.
unutmadan yazayım, en son 4 sene önce baktırmışım kahve falı, şu Taksim'deki uyduruk mekanlarda, uzun saçlı kız kılıklı oğlan çocuğunun dediği tek şey aklımda kalmıştı, o da olmuştu. belki bunların hepsini aklımda tutarsam hepsi olur.
3 büyük şey gelecekmiş başımıza, değişiklik, güzel şeyler ama, ev gibi. ev uzuncadır var aklımızda da bir türlü ha diyemeydik, belki onun vakti gelmiştir. 8 gün içinde kötü gözlü birinden bi haber gelcekmiş, bakalım bakalım bu 8 gün antenleri açıp kim beni üzerse ona kötü gözlü damgası vuralım. tabağı bastırıken dilediğim 2 şey de olacakmış, olsun olsun...
13 Ocak 2012 Cuma
nerde kalmıştık
hasta insan mahsunlaşır,
pamuk pamuk olur, yat denirse yatar, yemek gelirse yer, gelmezse bi bardak su ister, ilaç için.
bir omuz gelirse yanına, kafasını yastıktan kaldırıp o omuza gömülür.
eskileri hatırlar, hele evde bütün gün çemberimde gül oya izlerse, hem yurdanur'a ağlar hem niye yalnızım ben şimdi diye ağlar, hem güler, sonra biraz sızar, tekrar ayılır. o bulanık aklıyla dizideki gibi eski hatıralarını ortaya çıkarmış zanneder, canı gidip o kutuyu kurcalamak ister, küçücükken çekildiğimiz fotoğrafları çıkarıp çerçevelemek ister.
karnı acıkınca gel artık diye kocasını arar, annesini aramaya kıyamaz, işe gidemediğini anlar, üzülür diye.
bundan sonra işe gitmek istemez, kovsalar da beni bari tazminatı alsam diye düşünür.
36 saat yattıktan sonra kalkar ve burnunu çeke çeke, öksüre öksüre gerçek hayata geri döner.
pamuk pamuk olur, yat denirse yatar, yemek gelirse yer, gelmezse bi bardak su ister, ilaç için.
bir omuz gelirse yanına, kafasını yastıktan kaldırıp o omuza gömülür.
eskileri hatırlar, hele evde bütün gün çemberimde gül oya izlerse, hem yurdanur'a ağlar hem niye yalnızım ben şimdi diye ağlar, hem güler, sonra biraz sızar, tekrar ayılır. o bulanık aklıyla dizideki gibi eski hatıralarını ortaya çıkarmış zanneder, canı gidip o kutuyu kurcalamak ister, küçücükken çekildiğimiz fotoğrafları çıkarıp çerçevelemek ister.
karnı acıkınca gel artık diye kocasını arar, annesini aramaya kıyamaz, işe gidemediğini anlar, üzülür diye.
bundan sonra işe gitmek istemez, kovsalar da beni bari tazminatı alsam diye düşünür.
36 saat yattıktan sonra kalkar ve burnunu çeke çeke, öksüre öksüre gerçek hayata geri döner.
3 Ocak 2012 Salı
sağlık sağlık, huzur huzur
gittikçe umursamamaya başlıyorum. geri saymalar, yeni yılı karşılamalar, o an garip şeyler yapıp bütün yılı öyle geçireceğine inanmalar, istekler, listeler... her gece yattığımda aklımdan geçirdiklerim dışında söyleyecek birşey bulamıyorum, anlam yükleyemiyorum. en büyük önemi tatil sabahına kalkacak olmak bana göre, bu sene onu da anlayamadım ya.
kaç aydır hayretler içinde izliyorum, günün 9 saati tam karşımda oturan arkadaşımın anneliğe hazırlanmasını. aylardır her sabah yüzüne bakıp nasılsın diyorum, dün bunu dememle birlikte pıtır pıtır ağlaması nasıl içime dokundu. kimseye inandıramadığı, anlatıp da rahatlayamadığı, anlatamadığı, karşısındakinin anlayamadığı bir hal içinde. bebek iyiyse ne sorun olabilir diye düşünüyorum ama çok sorun var diyor, sorun kafamda, benimle, katlanamıyorum artık diyor.
hiçbirşey söyleyemeden, öylece bakmaktan, onunla beraber gözlerimin dolmasından başka birşey yapamıyorum. ne doktorum, ne hamileyim, ne anneyim... ne desem koca bir yalandan başka bir halt olmayacak, susup bakıyorum ona.
sadece dayan diyorum, başka çare yok, beklemek zorundasın. artık dayanamayacağım diyor, gözleri hep dalgın, hep dolu dolu... bir kadının karnında bebeğini büyütürken böyle sözler ağzından çıkması korkutuyor beni.
bu nasıl bir ruh halidir, bu ne biçim hormondur, insanın aklıyla nasıl bu kadar derinden oynar, inanamıyorum. hep sert, dayanıklı bildiğim arkadaşım bile bu hale geldiyse... korkuyorum.
insanın aklını kaybetmesi pamuk ipliğine bağlı derler.
21 Kasım 2011 Pazartesi
iç kurtu
sabahın köründe hiç sesine alışık olmadığımız ev telefonunun 5 kere üst üste 1'er defa çaldırılmasıyla iç kurtlarının harekete geçmesi caiz midir?
1. sabah 11'de karşıdaki toplantım, 9'a alında ve beraber gideceğim arkadaş bana iş telefonumdan ulaşamayınca rehberdeki en son ihtimali deneyerek ev numarasını çevirip, bana mesaj vermeye, beni yataktan kaldırıp iş telefonuma bakmama zorlamış olabilir...
2. benim haberdar olmadığım ve geceden sabaha onaylanan uygulamayla, 9-10 sn. önce tespit edilen deprem öncesinde tüm istanbulun ev telefonları çaldırılır...
3. kurduğumuz iki saat de çalmayınca, bizden haber alamayan kişiler ev telefonuna dadanırlar...
4. "sanırım rüyadayım" denir ve ne olur ne olmaz diye telefonun fişi çekilerek uykuya devam edilir...
1. sabah 11'de karşıdaki toplantım, 9'a alında ve beraber gideceğim arkadaş bana iş telefonumdan ulaşamayınca rehberdeki en son ihtimali deneyerek ev numarasını çevirip, bana mesaj vermeye, beni yataktan kaldırıp iş telefonuma bakmama zorlamış olabilir...
2. benim haberdar olmadığım ve geceden sabaha onaylanan uygulamayla, 9-10 sn. önce tespit edilen deprem öncesinde tüm istanbulun ev telefonları çaldırılır...
3. kurduğumuz iki saat de çalmayınca, bizden haber alamayan kişiler ev telefonuna dadanırlar...
4. "sanırım rüyadayım" denir ve ne olur ne olmaz diye telefonun fişi çekilerek uykuya devam edilir...
25 Ekim 2011 Salı
tutsam, sarsam sımsıkı, bırakmasam
hep aklıma geldiğinde yazacak yer bulamıyorum, en çok da yolda geliyor. otobüsün yada arabanın camından dışarı bakarken. o anda yazabilsem keşke telefona filan ama değil yazı yazmak arama yaparken isimlere bile baktığımda midem bulanıyor. eskiden böyle miydi kitap okurdum ben otobüslerde, bu yaştan sonra bi de bu çıktı.
bugün tam da köprüden geçerken girdi aklıma. 12 sene önce bugün, bu saatlerde nasıldın, şimdi nasılsın. o gün, daha sonraki günler nasıl geçecek, bundan sonra hayat nasıl geçecek diye düşünürken, bak 12 sene sonra nerdesin, ne yapıyorsun, neler önceliğin olmuş. o gün, 12 sene sonra bu anda İstanbul'da, köprünün üzerinde, bu manzaraya alışık, bıkmış, o güne geri dönmek isteyebileceğin... biri söylese o halimle bile gülerdim. hep 99 depremi ile birlikte hatırladım bugünü, ya da o depremi hatırladığımda bugün aklıma gelirdi. bu sene, 12. seneyi de depremle hatırlıycam demekki.
12 seneden beri en nefret ettiğin 2 sözden biri; ateş düştüğü yeri yakar. bir haftadır da bunları duymaktan sıkıldım. ateş tabiki düştüğü yeri yakacak, herkes her kayıba, en yakınının, canının ciğerinin acıymış gibi davranırsa bu hayat nasıl olur, nasıl çekilir. o sözü söyleyip geçmek değil, empati kurmak önemli olan. şehit, deprem, kaza, kuşun...
her sene, nasıl da alıştığımıza şaşıyorum. zamanı sayıyorum, 0 noktasından sonrası uzamaya başlıyor artık. ne kötü, daha da uzayacak, söylemesi bile zor gelecek.
bugün tam da köprüden geçerken girdi aklıma. 12 sene önce bugün, bu saatlerde nasıldın, şimdi nasılsın. o gün, daha sonraki günler nasıl geçecek, bundan sonra hayat nasıl geçecek diye düşünürken, bak 12 sene sonra nerdesin, ne yapıyorsun, neler önceliğin olmuş. o gün, 12 sene sonra bu anda İstanbul'da, köprünün üzerinde, bu manzaraya alışık, bıkmış, o güne geri dönmek isteyebileceğin... biri söylese o halimle bile gülerdim. hep 99 depremi ile birlikte hatırladım bugünü, ya da o depremi hatırladığımda bugün aklıma gelirdi. bu sene, 12. seneyi de depremle hatırlıycam demekki.
12 seneden beri en nefret ettiğin 2 sözden biri; ateş düştüğü yeri yakar. bir haftadır da bunları duymaktan sıkıldım. ateş tabiki düştüğü yeri yakacak, herkes her kayıba, en yakınının, canının ciğerinin acıymış gibi davranırsa bu hayat nasıl olur, nasıl çekilir. o sözü söyleyip geçmek değil, empati kurmak önemli olan. şehit, deprem, kaza, kuşun...
her sene, nasıl da alıştığımıza şaşıyorum. zamanı sayıyorum, 0 noktasından sonrası uzamaya başlıyor artık. ne kötü, daha da uzayacak, söylemesi bile zor gelecek.
16 Ağustos 2011 Salı
dün ilk defa bi cenaze için camiye gittim.
yakın biri değildi aslında, ama yer olarak çok yakın olunca duyup da gitmemek gelmedi içimden.
orda olmak için illaki yakının olmasına gerek yok o ayrı tabi. uzaktan da olsa tanımak, bi görünmek, acısı için orada olduğunu hissettirmenin ne demek ben çok uzun zaman önce öğrendim. o an orada olmasına anlam veremediğiniz insanları, öyle bir hatırlıyorsunuz ki yıllar geçse bile...
o öyle bir zaman ki kanlı bıçaklı bile olsanız, sarılıyosunuz...
herşeyin farkında, mantıklı, metanetli gibi olmaya çalıştığınızı zannedip, dışarıdan bir o kadar bitkin, yitik görünüyorsunuz...
artık etkilenmem diye düşünüyordum ama bu sene gittiğim iki cenaze de etkiledi beni. orada tuhaf bir şekilde gülümseme geldi içimden. insanları gözlemleyip, öylece bakındım, hatırlamaya çalıştım...o an 'ne olcak şimdi' diye düşünürken, neredeyse 12 senenin geçtiğini farkettim.
dün gibimiydi. hayır.
çok uzun zaman önceydi. çok önce olduğunu hatırlamak için sanırım aynı duyguları tekrar hissetmek gerekiyor. sonra anlıyorsun ki zaman herşeyin ilacı oluveriyor.ilaç iyi geliyor ama ağrı aniden tekrar saplanınca yine zaman gerekiyor...
kısır bir döngü gibi, her an en başa dönebilirsin.
yakın biri değildi aslında, ama yer olarak çok yakın olunca duyup da gitmemek gelmedi içimden.
orda olmak için illaki yakının olmasına gerek yok o ayrı tabi. uzaktan da olsa tanımak, bi görünmek, acısı için orada olduğunu hissettirmenin ne demek ben çok uzun zaman önce öğrendim. o an orada olmasına anlam veremediğiniz insanları, öyle bir hatırlıyorsunuz ki yıllar geçse bile...
o öyle bir zaman ki kanlı bıçaklı bile olsanız, sarılıyosunuz...
herşeyin farkında, mantıklı, metanetli gibi olmaya çalıştığınızı zannedip, dışarıdan bir o kadar bitkin, yitik görünüyorsunuz...
artık etkilenmem diye düşünüyordum ama bu sene gittiğim iki cenaze de etkiledi beni. orada tuhaf bir şekilde gülümseme geldi içimden. insanları gözlemleyip, öylece bakındım, hatırlamaya çalıştım...o an 'ne olcak şimdi' diye düşünürken, neredeyse 12 senenin geçtiğini farkettim.
dün gibimiydi. hayır.
çok uzun zaman önceydi. çok önce olduğunu hatırlamak için sanırım aynı duyguları tekrar hissetmek gerekiyor. sonra anlıyorsun ki zaman herşeyin ilacı oluveriyor.ilaç iyi geliyor ama ağrı aniden tekrar saplanınca yine zaman gerekiyor...
kısır bir döngü gibi, her an en başa dönebilirsin.
7 Temmuz 2011 Perşembe
yakın geçmiş-yakın gelecek
yaz geldi
sıcak bastı
daral geldi
işler yığıldı
can sıkıldı
annem geldi
kocam gitti
didem geldi
pineklemeye devam
tatil planları kapıya dayandı
.
.
.
kocam gelse
otel bulunsa
biletler alınsa
bavullar kapıya çıksa
tatil başlasa
bitmese
pineklemeye devam...
sıcak bastı
daral geldi
işler yığıldı
can sıkıldı
annem geldi
kocam gitti
didem geldi
pineklemeye devam
tatil planları kapıya dayandı
.
.
.
kocam gelse
otel bulunsa
biletler alınsa
bavullar kapıya çıksa
tatil başlasa
bitmese
pineklemeye devam...
8 Haziran 2011 Çarşamba
içlendim yine
biriktiriyoruz da nereye kadar diye düşündüm bu sabah, babannemi rüyamda görmemin etkisi de var sanki. bize de öyle olacak, torunumuz büyüdüğünde hayal meyal hatırlayacak, belki de hiç göremeyecek. onun torununu söylememe bile gerek yok.
ahh hayat ne kadar boş!
sahi, onca fotoğraf, yıllardır sakladığım kağıt parçaları, defterler, el yazılarımız, mektuplar, bizim olan herşey nolcak bizden sonra, kim saklayacak benim gözüm gibi, aydından sürükleyip getirdiğim, çoğalttığım anılarımı...
11 Mayıs 2011 Çarşamba
bugünlerde
.aldığım iki bitkiyi yaşatmaya çalışıyorum. her akşam okşuyorum, okşuyorum ki o yaz akşamlarını hatırlayayım, gözümü de kapatınca elimi uzatsam onlara dokunacakmışım gibi olayım. bügün üstünden üç-beş yaprak bile kopardım, yarınki salata taze fesleğen aromalı. mis. diğeri de henüz pek cılız olan dereotu kasem. hani çok yemiyoruz, aldığımız bi demeti bitiremiyoruz ya. kereviz salatası mı yaptım, pıt kopar iki dal pencerenin önünden, koy üzerine. hayali güzel tabi. ah bi büyüse otlarım mercimek köftesi bile yaparım onların şerefine.
.her sabah dolaptaki peynirimizden özür diliyerek kalkıyorum yataktan. söz bak, sen yeşillenmeden biteceksin, biteceksin ama ben sabahları aydınlık bi hava görmezsem hiç kalkasım gelmiyor ki. o 15 dk.lık gecenin en tatlı uykusu var ya bi omzumdaki şeytan gibi.
.saçımı görenler çok şaşırıyor. niye ki bu şaşkınlık! bilmemkaç yıldır hiçmi değiştirmemişim ben bunların tipini. ya da farkedilmiyormuydu acaba.
.yemekleri akşamdan yapıyorum. bazen yani. çoğunlukla.
annem gibi işte.
ama dün pizza yedik.
24 Ocak 2011 Pazartesi
bu haftasonundan ne umdum, ne buldum...
umduğum:
kardeşle istiklal gezmecesi, bütün pasajlar gir-çık, renkli renkli elbiseler, fotoğraf çek, kahve iç, yemek ye, galataya in, sonra beşiktaşa git, gez gez...
bulduğum:
stresin tavan yaptığı iki delinin evi, iki bilgisayar, autocad, sandalye saymaca, planda ağaç arama, o iki deliye autocad öğretmeye çalışma...
umduğum:
yeniköy'de mantı yeme, sinema, boğazda yürüyüş, bebek'te waffle, sıcacık evimizde bir ohhh çekme...
bulduğum:
bel ağrısı, bel ağrısı, bel ağrısı; yatış...
kardeşle istiklal gezmecesi, bütün pasajlar gir-çık, renkli renkli elbiseler, fotoğraf çek, kahve iç, yemek ye, galataya in, sonra beşiktaşa git, gez gez...
bulduğum:
stresin tavan yaptığı iki delinin evi, iki bilgisayar, autocad, sandalye saymaca, planda ağaç arama, o iki deliye autocad öğretmeye çalışma...
umduğum:
yeniköy'de mantı yeme, sinema, boğazda yürüyüş, bebek'te waffle, sıcacık evimizde bir ohhh çekme...
bulduğum:
bel ağrısı, bel ağrısı, bel ağrısı; yatış...
11 Ekim 2010 Pazartesi
Şehir
her gün aynı şeye lanet ederek mi gider insan işe
ve her pazartesi ile cuma katlanır mı bu his?
resmen tuzak kuruyor bu şehir insana,
dalga geçiyor,
yoruyor,
uzak kılıyor,
erken yaşlanıcaz burada, hepimiz! bakın buraya yazıyorum.
ah bir gidebilsek, kurtarsak canımızı en tez zamanda
özlersek eğer, gelsek,
amaçsız, zamansız, stressiz, boş boş gezip, dönsek sonra
döndüğümüzde de koca bir OoHH çekebiliyorsak,
deymeyin keyfimize...
hı sevgili?
bu şehirde mi doğduk ki, bu şehirde sönelim?
ve her pazartesi ile cuma katlanır mı bu his?
resmen tuzak kuruyor bu şehir insana,
dalga geçiyor,
yoruyor,
uzak kılıyor,
erken yaşlanıcaz burada, hepimiz! bakın buraya yazıyorum.
ah bir gidebilsek, kurtarsak canımızı en tez zamanda
özlersek eğer, gelsek,
amaçsız, zamansız, stressiz, boş boş gezip, dönsek sonra
döndüğümüzde de koca bir OoHH çekebiliyorsak,
deymeyin keyfimize...
hı sevgili?
bu şehirde mi doğduk ki, bu şehirde sönelim?
23 Eylül 2010 Perşembe
kriz
Birkaç yıl öncesine kadar benden 7 yaş küçük olan kız kardeşim benden iriydi, bööyyle kocaman elli, dokundu mu çürüten cinsten.
Annem hep derdi “sen 5 aylıkken ayrıldın da bu kız 1 yaşına kadar anne sütü içti” diye. Hep bu yüzden işte dedim, onun kemikleri gelişti ben böyle çelimsiz kaldım.
Meğer bizim kız bildiğin dombiliymiş, bir zayıfladı 2-3 yıl önce şimdi eşitiz artık…
Bu bilinçaltıyla sanırım kendimi çıtkırıldım bişi zannettim hep, anne sütü içmedim ya ilk bilmem kaç ay, hani şart ya illa, şimdi bangır bangır bağırıyorlar, bildiğin içime dokunmuş meğersem…
Lakin tek başıma yaşamaya başladığımdan buyana da şunu fark ettim, benim bünyem çok sağlam!
Mesela hayatımda hiç bayılmadım ben, öyle kan revan filan, hiç etkilenmem.
Bazıları vardır, “ay öğlen yediğim tavuk mideme dokundu, pek fenayım” diye gezer ortada, bana hiç bir şey dokunmaz, dokunsa da anlamam, anlasam da yediğim şeye yoramam. Yedikten sonra ne yediğimi unuturum gider zaten.
Zırt pırt hasta olmam. Kaç soğuk kış geçirdik İstanbul’da en fazla üst üste 3-5 kez hapşırmışımdır, o kadar. Bi de hapşırdıktan sonra böyle gözler sulanır, burun kaşınır filan ya “yaşasın ben de hasta olucam galiba” hissine kapılırım ama hemen geçer… Bazen de boğazım ağrıyor gibi yapar, hıh derim işte şişecekler sabah kadar sesim mesim kısılacak, ben de hasta olucam, ama sabaha kadar geçer o minnacık ağrı da.
Her türlü zor şartlara tepki vermeyen vücudumun acısını çıkardığı tek şey migren!
Karnımın aslında acıktığını, lodos estiğini, akşam iyi uyumadığımı, sinirimin bozuk olduğunu, canımın sıkıldığını o haber veriyor sağolsun. Allah var durduk yere ağrımıyor da anlıyorum acaba nerde bir yanlışlık var diye.
Bir de gelmeden haber veriyor, o iyi yanı işte. Tedbirimi almazsam “ee yapacak bir şey yok, benden söylemesi” deyip dayanıyor enseme. Sonrası.. biraz rahatsız…karanlık ve sessiz bir mekan, bazen bir serum şişesi, banyo falan filan…
Ama o yumruk var ya enseme yapışan, beni bitiren o işte. Acıdan ağlıyorum…
Bunları niye mi yazdım?
Dün güneşin göründüğü yarım saatte, dışarıda yürüyordum, pek de güzeldi püfür püfür. Sonra arabaya bindim..başım ağrıyacak.. aa neden ki derken radyoda İstanbul’da lodos olduğunu söylediler. Peki deyip hap aldım. Geçti. Akşam evde bir klozet/rezervuar krizi yaşandı ki sorma… akşam akşam sinirlerimiz bozuldu, hazırladığım sofra 3 saat masada bekledi. Benim ağrı gelmeye başladı yine, bu sefer niye diye sormadım... Neyse akşam yemeğimizi 22:30 gibi yedik de o da gitti sağolsun.
Sırf yarın tekrar gelmesin diye gece güzel uyudum. Bazen dadanıyor, birkaç gün ensemi bırakmıyor sonra.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



