fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2012 Salı

sağlık sağlık, huzur huzur

gittikçe umursamamaya başlıyorum. geri saymalar, yeni yılı karşılamalar, o an garip şeyler yapıp bütün yılı öyle geçireceğine inanmalar, istekler, listeler... her gece yattığımda aklımdan geçirdiklerim dışında söyleyecek birşey bulamıyorum, anlam yükleyemiyorum. en büyük önemi tatil sabahına kalkacak olmak bana göre, bu sene onu da anlayamadım ya.



















kaç aydır hayretler içinde izliyorum, günün 9 saati tam karşımda oturan arkadaşımın anneliğe hazırlanmasını. aylardır her sabah yüzüne bakıp nasılsın diyorum, dün bunu dememle birlikte pıtır pıtır ağlaması nasıl içime dokundu. kimseye inandıramadığı, anlatıp da rahatlayamadığı, anlatamadığı, karşısındakinin anlayamadığı bir hal içinde. bebek iyiyse ne sorun olabilir diye düşünüyorum ama çok sorun var diyor, sorun kafamda, benimle, katlanamıyorum artık diyor.
hiçbirşey söyleyemeden, öylece bakmaktan, onunla beraber gözlerimin dolmasından başka birşey yapamıyorum. ne doktorum, ne hamileyim, ne anneyim... ne desem koca bir yalandan başka bir halt olmayacak, susup bakıyorum ona.
sadece dayan diyorum, başka çare yok, beklemek zorundasın. artık dayanamayacağım diyor, gözleri hep dalgın, hep dolu dolu... bir kadının karnında bebeğini büyütürken böyle sözler ağzından çıkması korkutuyor beni.



















bu nasıl bir ruh halidir, bu ne biçim hormondur, insanın aklıyla nasıl bu kadar derinden oynar, inanamıyorum. hep sert, dayanıklı bildiğim arkadaşım bile bu hale geldiyse... korkuyorum.

insanın aklını kaybetmesi pamuk ipliğine bağlı derler.



26 Aralık 2011 Pazartesi

pek anlamlı





bana, birlikte geçireceğimiz bir yıl daha mı hediye etmiş oldu şimdi...
ne güzel fotoğrafları bulup çıkarmış,
bütün yıl masamın üstünde artık, tam karşıma koydu işte

en güzel yeni yıl hediyesi değil de ne?

21 Haziran 2011 Salı

sapanca'dan...

yüzümde çift fiyonk gülümsemem
burnumda yasemin kokusu
aklımda ateşböceklerinin dansı
bagajda bi sürpriz ve bol toprakla
döndüm




























































































13 Haziran 2011 Pazartesi

garipçe. evet.

kentten köye göç başlıyoor deseler, valizim hazır en önce ben koşarım sanırdım. meğer kafamı çevirsem, bütün istanbul arkamdaymış da haberim yokmuş.

sevgili köylüler de yavaştan istanbullu moduna girmeye başlamışlar. sanki biraz çekiniyorlar ama, olur olur.. 2 bilemedin 3 ay sonra o otopark da 15 tl'ye çıkar. neyi eksik ki, boğaz mı boğaz, deniz mi deniz, yeşillik mi yeşillik, hafif salaş, butik de...

vay arkadaş...











8 Mayıs 2011 Pazar

yeni bir aşk doğuyor



































































daha makinamı taşımaya alışmamışken bir de onu sürüklemem gerekecek ama.

seni pek sevdim tripod,
keşke biraz daha hafif olaydın...

19 Nisan 2011 Salı

35,5

burda hayat öyle yumuşak ki, işe, mecburiyetten gidiyor olma hissi yok. herşey kolay çünkü, insani. insanlar yine bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar ama hırla gürle değil, vapura bile gülerek koşuyorlar, heyecanla, ki kaçarsa bir sonraki çoook sonra.

kendimi güvende gibi hissettim, evimdeymişim gibi, sokaktaki her yüz tanıdıkmış gibi geldi. hepsi birbirine mi benziyor acaba diye düşündüm, çinliler gibi.

en çok milli piyango ve kazı kazancının bu caddede olduğuna eminim, almayanı dövüyorlar.

sanki ben küçükken bu cadde çoook uzundu, annem bi kolumdan çekiştirirken yürü yürü bitmezdi. şimdi kısalmış, çekmiş mi ne? hop diye bitti.

içimde bir uhde gibi burası; buradayken hem mutluyum, hem pişman, hem üzgün, hem kıskanç, hem yabancı, hem yerli. hem bir an önce çıkıp gelmek istiyorum, biraz fazla kalırsam ayrılmak çok daha zor olacakmış gibi, hem de her fırsatta gitmek istiyorum, havasını bile alsam yeter...


 


12 Nisan 2011 Salı

pazar

iki gün geriden geliyorum.
aklım hala pazar günkü o güneşte. kesin eğitmenin ahı tuttu, zamanında çıksaydım eğitimden mütevazi pikniğimizi günlük güneşlik havada, çimlerin üzerine serdiğimiz matta yapacaktık. uzun ince mata ikimizin nasıl sığacağını bile konuşmuştuk. piknik torbamızda da kitaplarımız, gazete bi de penguen.daha ne...

ama eğitimden öğleyin kaçınca, hava da akşam üzeri açınca yağmur altında romantik bir piknik oldu bu. insanlar kaçışırken bir bir, biz pisilere peynir verdik. çantadan daha neler çıktı neler. düdüklüde haşlanmış patatesler, baharatlar, doğranmış soslanmış yeşillikler, hem çay hem de meyvesuyu için ayrı ayrı düşünülmüş bardaklar. en keyiflisi de bunlar ben eğitimdeyken oluvermiş.

bi de termosumuz zencefil kokmasaydı...

11 Nisan 2011 Pazartesi

cumartesi

çok mühim görevi de az önce yerine getirdim. kendimi birşey zannetmeme yol açtı bu durum acilen kurtulmalıyım. aslında bilerek onları seçtim, hoca bizi araziye salınca uygulayın bakalım bugün öğrendiklerimizi diye, Sultanahmet'teki o kalabalıkta fotoğrafının çekilmesini hoş karşılayabilecek kim olabilir. tabiki sürekli birbirinin fotoğrafını çeken, kollarını havaya havaya kaldırıp koca suratlı yapışık kafa fotoğrafı çekip tutturamayıp tekrar tekrar deneyen iki kız. gözlemimi seveyim.

gönderdiğim fotoğrafları şuan profil resimleri olmuştur bile. sevinmişler midir acaba? ben olsam sevinirdim pek de hoşuma giderdi hem. o yüzden sanırım, onları mutlu ettim diye kendimi de mutlu ettim, sonra havaya girdim işte.

fotoğraf kursunun ilk yazısı fotoğrafsız oldu, zira konu portre olunca sınıf arkadaşlarımı burada ifşa etmek bana düşmez.

kursun ilk dakikasında sevgiliye atılan sms: kendimi ezik hissediyorum.
bir kendime baktım bir de annesi peşinde gelen 14 yaşındaki Sena'ya. elindeki canondan büyük lafıyla ben iki yıldır fotoğraf çekiyorum demezmi, annesi de güya şikayetçi, gözleri ışıl ışıl, herkes kızının çektiklerini överken. haftaya diğer iki lensini de getircekmiş küçük Sena.

hadi bakalım...




5 Ocak 2011 Çarşamba

biri beni durdurmalı

evimizin tek yeni yıl süsü bu gariban kozalaklardı

onlar da bi hediye paketinin üstünde geldi








zaten yeni yıla girerken de tek isteğim vardı:
"o anki mutluluğumuz hiç bozulmasın"
dedim içimden,
sarıldık, öpüştük
ohh oh.
sonra kaldığımız yerden, konserin havasına yeniden girdik.


aklım evdeki süslerimde kaldı desem
yalan olur
iki kozalak, ikibaşlarına kutladılar yeni yılı


bir de elimde bu kar taneleri vardı
bi zaman yaptım
sonra hiçbiyere asmadım
şimdi 
belki 2012 yılbaşısı için belki de öylece bir kapı süsü olmak için durmaktalar bir köşede


























daha ne yapsam diye düşünürken
düşündükçe internette taranırken
yeni yıldan bir istediğim daha geliveriyor
-her gençkızın rüyası
singer dikiş makinası-




16 Aralık 2010 Perşembe

psikolojisini sevdiğim



hiç sırası değil
ne doktora gidecek halim var ne de evde yan gelip yatacak kadar boş vaktim.

yarım kilo mandalinadan
medet umuyorum

kanıma karışıp, iyi etmesini bekliyorum

10 Aralık 2010 Cuma

birileri kış mı demişti?




























biz havasına çoktaan girmiştik zaten...

bu kar da gelince iyi olacak.iyi

1 Aralık 2010 Çarşamba

bodrum yürüyerek daha güzel

Bu iş sayesinde insanların ne kadar talepkar olabileceklerini daha iyi somutlaştırabiliyorum artık
hiç sınırı yok!









ben mesela -bugün canım lila renkli ışık altında SPA masajı istiyor - demiyorum durduk yere
 Ya da –sedir ağacı kokusu olan saunayı tercih ederim – diye bir genellemem olmadı hiç.
Demek böyle fantastik isterlerde bulananlar var ki adamlar yapmış.

Laf aramızda ham sedir ağacının kokusu da muhteşemmiş. Bundan sonra sorarlarsa sedir ağacı kokulu olsun dicem.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...