26 Aralık 2011 Pazartesi

pek anlamlı





bana, birlikte geçireceğimiz bir yıl daha mı hediye etmiş oldu şimdi...
ne güzel fotoğrafları bulup çıkarmış,
bütün yıl masamın üstünde artık, tam karşıma koydu işte

en güzel yeni yıl hediyesi değil de ne?

23 Aralık 2011 Cuma

noktalı virgül

alarmla kalkmamak insanın gününü resmen pozitif etkiliyormuş. bütün gün uyuklayacağım diye ofise gelmeme rağmen ne güzel, ne zinde geçti bugün, cuma olmasına rağmen, üstüne bir de şu düşük kulaklı için zurnanın zırt dediği yere gelmemize rağmen. her ne kadar istemesem de benim ağzımdan çıkan lafa bağlı işte. -işe ayak uyduramıyorsa, seni zorluyorsa, çıkaracağız... ve bitti gitti. patronla görüşmeler yapıldı, sonuç belirlendi.

bir insanın işten çıkarılmasına onay vermek kötü şey ama ona tam 11 ay süre verildiyse, bu süre içinde 4-5 kere ciddi ikaz edildiyse ve değişen birşey yoksa... rahatım rahatım, buraya yazdığıma bakmayayım ben, erken kalktım ya alarmsız hem de, buna bile sıkılmıyorum işte.

12 Aralık 2011 Pazartesi

yüzyüze

bazen içime anne kaçıyor. ofluyorum pufluyorum da hem yaptığımdan rahatsız hem ortamdan rahatsız, böyle bir çelişki. bi gün de tam tersi, bi bakıyorum salmışım gitmiş.

gelgitler yaşıyorum, kendimi dizginliyorum. yanlışları görüp, rahatsız olup aynısını yapmamaya çalışıyorum. alıştırıyorum kendimi. zamanla olacak.

her kadın annesine benze ya, o da onun annesine... hem kızar hem yapar. bakıyorum şöyle 3 kuşak geçmişe, ananem hala niye haber vermedin diye anneme söyleniyor, annem buna şaşkın, kızsa mı ne yapsa bilemiyor, sonra benzerini bana yapıyor. bakıyorum da bende de bu yönde bir potansiyel var.

diyorum ya dizginliyorum kendimi, ama kararlıyım, her yüzyüze gelişte tespit ediyorum, eliyorum, neler ters teper bir bir yazıyorum kafaya. şu 1 yıl onlarla uğraşma yılı olsun bana. öyle tam hazır olacakmışım gibi geliyor.

21 Kasım 2011 Pazartesi

iç kurtu

sabahın köründe hiç sesine alışık olmadığımız ev telefonunun 5 kere üst üste 1'er defa çaldırılmasıyla iç kurtlarının harekete geçmesi caiz midir?

1. sabah 11'de karşıdaki toplantım, 9'a alında ve beraber gideceğim arkadaş bana iş telefonumdan ulaşamayınca rehberdeki en son ihtimali deneyerek ev numarasını çevirip, bana mesaj vermeye, beni yataktan kaldırıp iş telefonuma bakmama zorlamış olabilir...

2. benim haberdar olmadığım ve geceden sabaha onaylanan uygulamayla, 9-10 sn. önce tespit edilen deprem öncesinde tüm istanbulun ev telefonları çaldırılır...

3. kurduğumuz iki saat de çalmayınca, bizden haber alamayan kişiler ev telefonuna dadanırlar...

4. "sanırım rüyadayım" denir ve ne olur ne olmaz diye telefonun fişi çekilerek uykuya devam edilir...

10 Kasım 2011 Perşembe

detoks

yıllardır geçirdiğim
en uzun,
en buruk,
en bizbize,
en dinlenmeli,
en evcimen,
en az yorgunluklu,
en sakin,
en yolculuksuz,
en stressiz,
en istanbullu,
en basit

bayram tatilliydi.

bizim için bir nevi detokstu, attık bütün fazlalıklarımızı.

2 Kasım 2011 Çarşamba

ofiste yeni düzen

radikal bir kararla diğer departmanla yerler değişir,
patron karısından bozma -bi bu kadın ağzımı bozduruyo zaten- personel ve idari işler müdürünün odası bizim tarafa düşer,
kızım sana söylüyorum gelinim sen anla bağrışlarında gelin rolü bize devrolunur,
onun sesi bastırılsın diye müzik bile açılır,
paravansız masalarda çalışmanın en kötü yanı, çaya bisküvi bandırırken etrafı kollamaktır.

25 Ekim 2011 Salı

tutsam, sarsam sımsıkı, bırakmasam

hep aklıma geldiğinde yazacak yer bulamıyorum, en çok da yolda geliyor. otobüsün yada arabanın camından dışarı bakarken. o anda yazabilsem keşke telefona filan ama değil yazı yazmak arama yaparken isimlere bile baktığımda midem bulanıyor. eskiden böyle miydi kitap okurdum ben otobüslerde, bu yaştan sonra bi de bu çıktı.

bugün tam da köprüden geçerken girdi aklıma. 12 sene önce bugün, bu saatlerde nasıldın, şimdi nasılsın. o gün, daha sonraki günler nasıl geçecek, bundan sonra hayat nasıl geçecek diye düşünürken, bak 12 sene sonra nerdesin, ne yapıyorsun, neler önceliğin olmuş. o gün, 12 sene sonra bu anda İstanbul'da, köprünün üzerinde, bu manzaraya alışık, bıkmış, o güne geri dönmek isteyebileceğin... biri söylese o halimle bile gülerdim. hep 99 depremi ile birlikte hatırladım bugünü, ya da o depremi hatırladığımda bugün aklıma gelirdi. bu sene, 12. seneyi de depremle hatırlıycam demekki.

12 seneden beri en nefret ettiğin 2 sözden biri; ateş düştüğü yeri yakar. bir haftadır da bunları duymaktan sıkıldım. ateş tabiki düştüğü yeri yakacak, herkes her kayıba, en yakınının, canının ciğerinin acıymış gibi davranırsa bu hayat nasıl olur, nasıl çekilir. o sözü söyleyip geçmek değil, empati kurmak önemli olan. şehit, deprem, kaza, kuşun...

her sene, nasıl da alıştığımıza şaşıyorum. zamanı sayıyorum, 0 noktasından sonrası uzamaya başlıyor artık. ne kötü, daha da uzayacak, söylemesi bile zor gelecek.

12 Ekim 2011 Çarşamba

kulağı düşük

en uygun tabir buymuş. bi de söylerken elle bir hareket yapınca pek komik oluyor.

her insanın algı eşiği ne kadar farklı, şu işe başlamadan önce de hep karşılaşırdım ama konu proje teslim okul vs değil, bildiğin eli sopalı, dili bi karış müşteri olunca benim de tepe tasımı arttıyo bu tipler. hep onun bilgisayarı takılır, hep onun işleri ağır olur, o hep yoğun olur, hep bi mazaret, bi dudak büküklüğü ile işte böyle böyle oldu da o yüzden şöyle oldu da....

şu işyerinde kaç kişiye sıfır tecrübe ile birşeyler öğretmeye çalıştım, ama bu adam bildiğin bi kulağı düşük köpek yavrusu gibi, hep mi geli kalır, hep mi bi ayağı tökezler. gülüyorum bazen de öyle idare ediyorum işte

11 Ekim 2011 Salı

gün geçirmece

hep şikayet hep şikayet. sonunda al sana hem beyin hem de beden yorgunluğu. ne hayalle girdiğimiz yataktan ikimizin de kafası bi dünya, saçma sapan rüyalarla uyandık. hani beden yorulunca, üstüne bi de duş alınca onun üstüne de sağlıklı sağlıklı meyve yiyince şıp diye uyunuyordu. bize niye sökmedi bu numara. her gece dır dır ettiğim, işte bütün gün beynim yoruluyo da, kafam patlıyo da ama hiç yorgun hissetmiyorum kendimi de bu yüzden uyuyamıyorum da, ıvır kıvır...

maksat akşam geçsin, içimiz huzurla dolsun, tv başında pineklemeler azalsın.
devam.

10 Ekim 2011 Pazartesi

hep bu mevsimde geliyor içime, bişeyleri değiştirme, yenileme, illa ki bişiyler araştırma internetten, ordan burdan. yine bulduk didikleyecek bi konu bir haftadır onunla yatıp kalkıyoruz. yeni okula başlayan çocuklar gibi beslenme çantamız bile hazır.

bi de didem bize gelince pek seviniyoruz sanki. sessiz sessiz kalkıp oturuyoruz, çocuk kalksın da ne istiyorsa yapalım diye. her geldiğinde kahvaltıda krep istemese iyi de illa da krep yap abla. o olmazsa pişi. e ben inip-çıkıp durmuyorum tabi taşkışlanın merdivenlerini, yediğim benimle bir ofis sandalyemde büyüyor. bi de yazık bu kızın yağmur yağdığında giyecek monto yokmuş, garibim(!). sponsor olun bana diyince 3 kişi 3'te 1'e fitleştik, pazar günü ne alırsan al, 3te 1 fiyatına oldu yani onun için. en son semihe 25 kuruş verirken gördüm, hep bu küsüratlı etiketler yüzünden.

biraz da alışveriş konusunda şu kızdan feyz almalıyım, bi insan böyle şöyle model bi pantolon istiyorum abla diyip, ilk giydiğini şıp diye nasıl alabilir.

22 Eylül 2011 Perşembe

mutfağım bana küsmüş

en dip dolabın en dibinde açılmamış salça kavanozu bulduğumda, montun cebinde geçen kıştan kalan para bulduğum gibi sevinmedim. aynı şey gibi ama. "evde salça yok ki anne" diyip, koca kavanoz salçayı 3 hafta önce aydın'dan sürükleyip getirince, evdekine karşı boynum eğik kaldı. üstüne açılmamış makarna poşetinden böcekler çıktı. sonra yine o sürüden olduğunu tahmin ettiğim bir grup böceği de ucu azıcık yırtılmış kremalı bisküviye üşüşmüş buldum. kaç gündür girmedim ben mutfağa, bu dolabı en son ne zaman açtım? ben nasıl anne olucam allam?

21 Eylül 2011 Çarşamba

çarşafa dolanasıca

trafikte muz, simit, şarj aleti vs vs satanların tebrik ediyor ve bu boşluktaki talebi farkettikleri için kutluyorum.

öte yandan, bu sabah 2. köprü girişinde, 200 metreyi 40 dakikada gitmiş olmanın mutluluğu (!), toplantıya girmem gereken saatte köprü üstünde olmam, benden telefon bekleyen iş arkadaşım ve iki telefonumun da şarjının bitmesi hal-i ruhiyesi içinde o şarj işportacısı karşıma çıksaydı boynuna atlayacaktım-kimse tutamazdı. ama çıkmadı tabiki. bahtsız gün erken başladı ve henüz bitmedi.

hayrolsun.

20 Eylül 2011 Salı

gel sevdiğinin kucağına

uzun zamandır üzülüp durduğum şeyin çok kolay bi sebebi varmış, kolaymış ama yine de üzücüymüş.
insanın en sevdikleri en kıymetlileri değilmiş, onları kırmak, patron odaya girdi diye telefonu yüzüne kapatmak gibi bişiymiş.

ve ben kimsenin yüzüne telefon kapatmadığım için, gözlerimi belertip kalakalmışım ortada...

yine böyle sçma sapan başladım, farkındayım ama hep böyle başlarım sonra da gerisi gelir ya, bu da giriş olsun bana. biraz da parmağımı kaldırıp fotoğraf çeksem iyi olcak.




16 Eylül 2011 Cuma

yineyim

beyin ölümü henüz gerçekleşmedi, yaşam belirtileri var.

kızdığım, sinirlendiğim, hırslandığım, üzüldüğüm şeylerin hıncını alma yeri ayrı olsun. yazmadım diye noldu ki? tavşan dağa küsmüş falan filan....

16 Ağustos 2011 Salı

dün ilk defa bi cenaze için camiye gittim.
yakın biri değildi aslında, ama yer olarak çok yakın olunca duyup da gitmemek gelmedi içimden.

orda olmak için illaki yakının olmasına gerek yok o ayrı tabi. uzaktan da olsa tanımak, bi görünmek, acısı için orada olduğunu hissettirmenin ne demek ben çok uzun zaman önce öğrendim. o an orada olmasına anlam veremediğiniz insanları, öyle bir hatırlıyorsunuz ki yıllar geçse bile...

o öyle bir zaman ki kanlı bıçaklı bile olsanız, sarılıyosunuz...

herşeyin farkında, mantıklı, metanetli gibi olmaya çalıştığınızı zannedip, dışarıdan bir o kadar bitkin, yitik görünüyorsunuz...

artık etkilenmem diye düşünüyordum ama bu sene gittiğim iki cenaze de etkiledi beni. orada tuhaf bir şekilde gülümseme geldi içimden. insanları gözlemleyip, öylece bakındım, hatırlamaya çalıştım...o an 'ne olcak şimdi' diye düşünürken, neredeyse 12 senenin geçtiğini farkettim.
dün gibimiydi. hayır.
çok uzun zaman önceydi. çok önce olduğunu hatırlamak için sanırım aynı duyguları tekrar hissetmek gerekiyor. sonra anlıyorsun ki zaman herşeyin ilacı oluveriyor.ilaç iyi geliyor ama ağrı aniden tekrar saplanınca yine zaman gerekiyor...
kısır bir döngü gibi, her an en başa dönebilirsin.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

planking

son iki haftadır, haftasonu modumuz budur. fotoğraf çektirip sosyal ağlarda paylaşamıycam zira özel hayata giriyor!

protesto ettiğimiz şeyse o anki ruh halimize göre değişir. kocam için en büyük sorun, kedimin onlarca kez düşürüp kırdığı ama şimdi bozulmaya başlayan, kendi kendine kapanıp açılan receiverimız. 3 dakikada bir giden görüntüyle tenis maçı izlemek ne zor bir bilseniz. akşam Messi'nin golünü de sırf bu receiver yüzünden kaçırdık!

ben de kah asmaya yer bulamadığım çamaşırlar, kah sürekli tozlanan mobilyalar, kah hala dikemediğim elbise için planking yaptım bu haftasonu.

mekan belli, bizim üçlü ve ikili koltuklar.
tamam itiraf ediyorum. ara sıra sırtüstü de döndük.



5 Ağustos 2011 Cuma

sabah alarmı kıvamında

her sabah BÖYLE enerjik kalksam yataktan
o gün sıkıcı geçebilir mi...


gözlerimi kapatınca burnuma güneş kremi kokusu geliyor
biraz havuz şıpırtışı
biraz da sabah güneşinin hafif rüzgarla tatlı tatlı yakması

neyse,

bugün cuma ya
bu da yeter




2 Ağustos 2011 Salı

her güzel şey gibi bu da bitti

uzun süre yazmayınca nerden başlasam acaba diye düşündüm.

yaz demek tatil demek ya, e tatili de yedik, bundan sonra ağustos eylül yaz ayıymış bana ne...

bu seneki tatil bizim hiçte alışık olmadığımız, milletin ölüp bittiği cinstendi, ne bulduysan ye hepsi şirketten olanlar var ya. biz genelde bir sırtçantası, elimizde haritayla gezmeyi daha verimli buluruz. balayı tatilimiz de buna benzer birşeydi, herkesin aman biraz da dinlenseydiniz demeleri bu yüzdendi sanırım. neyse bu ultra ultimate zırt pırt dahil konsept bize göre mi değil mi anlayamadan bitti zaten, yanına da yorgunluk, bi dayak yemiş de otelden atılmışlık modu vardı ki...neyse ki çabuk bitti yoksa tatil değil kendimizi spor kampında gibi hissetmeye az kalmıştı.

son iki gün de köyümüzdeydik :) o ne sıcak allam, nefes almak imkansız, solungaç lazım ordakilere. Antalya pek sıcak of bi de yapış yapış denir ya halt etmiş Aydın'ın yanında. 2 gün kendimizi bir o yana bir bu yana ata ata geçti.

otel motel iyiydi de o son üç gün üç yaşındaki çocuklar gibi bi kenara çömüp evimi özledim diye böğüresim geldi. benim 10 yıldır filan kendi evim var İstanbul'da ama bu öyle değilmiş, insan özlermiş, bi tek yatağını yastığını değil de tabakları çatalları bile özlermiş.

bi dahaki tatilimizde evimizi de götürelim olur mu?




18 Temmuz 2011 Pazartesi

isyanlar vol2

bi zırıltı var ofiste, sabahtan beri ne sesmiş allam.
etrafıma bakıyorum, kimse duymuyor gibi, tepkisiz.
vücudumdaki en küçük kemiklerim bile tatil istiyor
bangır bangır hem de

sevgili çekiç örs üzengi kardeşler, sabredin
1 daha bitti, kaldı son 4

7 Temmuz 2011 Perşembe

yakın geçmiş-yakın gelecek

yaz geldi
sıcak bastı
daral geldi
işler yığıldı
can sıkıldı
annem geldi
kocam gitti
didem geldi
pineklemeye devam
tatil planları kapıya dayandı
.
.
.
kocam gelse
otel bulunsa
biletler alınsa
bavullar kapıya çıksa
tatil başlasa
bitmese
pineklemeye devam...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...